KYSD Başkanı Murat Özpehlivan, 2025 yılının tekstil ve konfeksiyon sektörü açısından son derece zorlu geçtiğini vurgularken; yüksek maliyetler, kur politikası ve finansmana erişimde yaşanan sıkıntıların rekabet gücünü ciddi biçimde zayıflattığını ifade ediyor. Özpehlivan’a göre 2026, sanayici odaklı politikalar için kritik bir eşik yılı olacak.

Türkiye’nin ekonomisine ve ihracatına büyük katkı sağlayan hazır giyim sektörü adına Konfeksiyon Yan sanayicileri Derneği (KYSD) Başkanı Murat Özpehlivan, 2025 yılını değerlendirdi ve gelecek dönem hedeflerini paylaştı.
2025 yılı, tekstil ve konfeksiyon sektörü açısından nasıl bir yıl oldu? Üyelerinizden en sık gelen sorun ve beklentiler nelerdi?
2025 yılı sektörümüz açısından son derece zorlu geçti. Türkiye genelinde tekstil ve hazır giyim ihracatı yılın ilk 10 ayında yaklaşık yüzde 7-8 oranında daraldı. İç piyasada talep zayıflarken, küresel siparişlerdeki yavaşlama da devam etti. Birliğimize üye olan askı, dar dokuma, düğme, etiket, fermuar, tela ve metal aksesuar üreticileri özellikle üç temel sorun üzerinde birleşti. Bunların başında enerji, işçilik ve işletme giderlerinde son iki yılda kümülatif olarak yüzde 90’ı aşan artışla oluşan yüksek maliyet baskısı geliyor. Enflasyon yüksek seyrederken Türk Lirası’nın reel olarak değerli kalması ihracatçıyı ciddi biçimde zorladı. Faizlerdeki yükseliş ve kredi kullanımındaki kısıtlar ise özellikle KOBİ niteliğindeki üreticilerimizi sıkıştırdı. Bu koşullar nedeniyle 2025’te bazı hazır giyim üreticilerinin Mısır gibi daha düşük işçilik maliyetine sahip ülkelere yöneldiğini gördük. Bu durum, Türkiye merkezli tedarik zinciri yapısını da riskli hâle getirmeye başladı. Üyelerimizin en temel beklentisi ise rekabet edilebilir bir maliyet ortamı ve öngörülebilir bir ekonomi politikası oldu.
Sektörün küresel rekabet gücünü artırmak için hangi yapısal reformlar gerekli? İhracat teşvikleri ve finansman destekleri konusunda neler yapılmalı?
Rekabet gücümüzü yeniden kazanmak için artık kozmetik değil, yapısal reformlara ihtiyacımız var. Öncelikle maliyet rekabetinin güçlendirilmesi gerekiyor. Enerji ve işçilik maliyetlerinde belirli sektörler için stratejik üretici tarifeleri oluşturulmalı, SGK prim destekleri artırılmalı ve uzun vadeli, öngörülebilir hâle getirilmeli. Lojistikte ihracatçıya özel navlun teşvikleri de küresel pazarlarda rekabet edebilmemiz için büyük önem taşıyor.
İhracat finansmanının hızlandırılması da kritik. Eximbank’ın düşük faizli kredi limitleri artırılmalı ve KOBİ’lere ayrılan pay genişletilmeli. KGF kredileri 2025’te gündeme gelmesine rağmen etkin biçimde uygulanmadı; 2026’da çok daha hızlı ve geniş kapsamlı devreye alınmalı. Ayrıca döviz kazandırıcı hizmetler için verilen primlerin yeniden değerlendirilerek en az yüzde 10 seviyesine çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.
Bunun yanında sektörümüzün orta-düşük teknolojiden orta-yüksek teknolojiye geçmesi şart. Alt segmentlerde makine yatırımlarına yönelik teşvikler artırılmalı, dijital dönüşüm ve otomasyon yatırımları için vergi kolaylıkları sağlanmalı. Bu adımlar atılmadan kaybedilen ivmeyi geri kazanmak oldukça zor.
Maliyet yapısı, kur politikası ve finansmana erişim sektörü nasıl etkiliyor?
Bugün sektörümüzün en kritik sorunu rekabetçi olmayan maliyet yapısıdır. Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim maliyet endeksi, bazı AB ülkelerinin bile üzerine çıkmış durumda. İşçilik maliyetleri son iki yılda reel olarak kârlılığı neredeyse ortadan kaldırdı. Enerji maliyetleri ise hâlâ rakip ülkelere kıyasla yüzde 23-35 oranında daha yüksek.
Kur tarafında ise enflasyonun çok gerisinde kalan bir artış söz konusu. Türk Lirası reel olarak değerlenmiş durumda ve bu tablo ihracatçıyı adeta cezalandırıyor. Yüksek faiz ortamı nedeniyle finansmana erişimde yaşanan zorluklar, işletmeler üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Birçok üyemiz faaliyet kârının önemli bir bölümünü finansman giderlerine ayırmak zorunda kalıyor. Bu da yatırımları yavaşlatıyor ve risk iştahını düşürüyor.
Türkiye tekstil ve konfeksiyon sektörünü önümüzdeki yıllarda nerede görüyorsunuz?
Açık konuşmak gerekirse sektörümüz zor bir dönemden geçiyor ve acil önlemler alınmazsa daha ciddi kayıplarla karşılaşabiliriz. Son dönemde yatırımların ve siparişlerin Mısır, Özbekistan, Bangladeş, Vietnam, Kamboçya ve özellikle Kuzey Afrika ülkelerine kaydığını görüyoruz. 2024-2025 döneminde ciddi bir istihdam kaybı yaşandığı tahmin ediliyor. Önümüzdeki üç yılda destek gelmezse bu kaybın çok daha hızlı artma riski bulunuyor.
Türkiye hâlâ Avrupa’nın en güçlü tedarikçilerinden biri. Lojistik avantajımız, ürün çeşitliliğimiz ve kalite standardımız yüksek. Ancak destekler artırılmaz, kur-enflasyon-faiz dengesi yeniden kurulmaz ve verimlilik artışı sağlanmazsa sektör rekabet avantajını kaybetmeye devam eder. Buna rağmen umudumuzu koruyoruz. Doğru politikalarla Türkiye bu sektörde yeniden büyüyebilir; potansiyel hâlâ çok güçlü.
Üyelerinize ve sektör paydaşlarına 2026 yılı için vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
2026 yılı hepimiz için bir eşik yıl olacak. Üç yıldır süren finansal baskı artık taşınması güç bir noktaya geldi. Makroekonomik istikrar elbette önemli; ancak bunu yaparken sanayiciyi göz ardı eden bir yaklaşım sürdürülemez.
Mesajım çok net: Sanayici güçlenirse Türkiye güçlenir.
2026’da finansmana erişimi kolaylaştıran, üretim maliyetlerini hafifleten, ihracatçıya moral veren, makine yatırımlarını teşvik eden, döviz kurunda dengeli ve gerçekçi, güven oluşturan bir ekonomi politikası şart. Sanayiciler artık önceliklendirilmelidir. Aksi hâlde üretim ve istihdam kaybını geri çevirmek çok zor olur.
KYSD olarak üyelerimizin sesi olmaya, çözüm odaklı çalışmaya ve sektörümüz için güçlü bir gelecek yaratma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.
Kaynak: https://www.tekstilteknik.com.tr/sanayici-guclenirse-turkiye-guclenir/